17 Aralık 2012 Pazartesi

Yolculuğunuz için ruhsal bilgiler (I)


İlgi: ruh, beden, uyanış, bilgiler, meditasyon, eterik beden, astral beden, eşzamanlılık, oyun

TEMEL

En basit ve bilinen gerçekten başlayalım. Gözlerimizle görür, kulaklarımızla işitir, bedenimizle hisseder ve beynimizle düşünürüz. Ancak siz sadece gözlerinizi, kulaklarınız, bedeniniz veya beyniniz değilsiniz. Bunlar sadece dünyada deneyimlediğiniz araçlar. O halde siz nesiniz? Unutmayın, sizden alınan şey siz olamazsınız. Elbiseniz veya saçınız alınabilir, kel ya da çıplak kalabilirsiniz, ama siz yine siz olarak kalırsınız. Şimdi bedeninizi ve beyninizi sizden alalım, geriye ne kalır? Ruhunuz, ‘Öz’ünüz, ya da ‘Yüksek benliğiniz’.

Biliyor musunuz, birkaç dakika ölüp geri gelen kişiler gittikleri zaman neler olduğunu hatırlıyorlar. Cansız bedenlerinden kayıp, bedenleri üzerinde çalışan doktor ve hemşireleri görüp duyduklarını, hayata geri dönmeden de çevrede neler olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Beyinleri ve bedenleri olmadan da bir şekilde varlıklarını sürdürüp birşeyler deneyimliyorlar. Bu da gösterir ki, onlar sadece bedenleri değiller, dolayısıyla siz de değilsiniz.
Bedeninizi bir video oyunundaki karakter olarak düşünün. Oyunda yer alabilmek için karakterlerden birisi olmak zorundasınız. Oysa aslında siz o karakter değilsiniz, sadece oyunun dışından o karaktere komuta ediyorsunuz. Aynı şey bedeniniz için de söz konusu. Fiziksel dünya ile etkileşim içinde olabilmek için fiziksel bir bedene ihtiyacınız var. Bedeniniz ve aklınız ile, ‘hayat’ denilen bu oyunu oynuyorsunuz. O karakterin gözleri ile görüp aklınızı onun kafasında sanırken, aslında siz bilgisayarın önünde oturuyorsunuz. Gerçek yaşamınızda da, kendinizi fiziksel kafanızda hissediyor da olsanız, aslınız başka boyutta yer alıyor.

Bedeniniz öldüğü zaman, bu tıpkı bir bilgisayar oyununda ölmek gibi birşey oluyor, çünkü gerçekte size hiçbir şey olmuyor, hatırlarsanız, siz bedeniniz değilsiniz. Asıl siz, ki bu aslında sizin zihniniz ve ruhunuz, belki bir süre oyun dışı kalıyor, belki sonra başka bir karakter olup yeni bir oyuna başlıyor. Ancak bu hayatta yaşamak, ya da bu hayatı deneyimlemek için tek bir hakkınız var, dolayısıyla bu oyunda eğlenirken, gerektiği kadar sağlıklı olup enerjinizi buna uygun düzeyde tutarak yaşamanız gerekiyor.. 

Asıl siz, yani yüksek benliğiniz, bu dünyaya bu bedenin içinde doğdu ve sadece bir oyun karakteri olduğunu unuttu. Nereden geldiğini, nereye gittiğini, bu oyunu neden oynadığını ve bu oyunun amacının ne olduğunu hatırlamıyor. Hayatın günlük gailesinde boğulmuş. Ama şimdi ne olduğunuzu öğreniyorsunuz. Bedeni zarar görüp ölse de, asla zarar görmeyecek ve ölmeyecek bir ruhsunuz. Tıpkı bilgisayar oyunundaki gibi, olacaklar ta başından ayarlanmış!

Eğer zihniniz, bedeniniz olmadan varlığını sürdürebiliyorsa, o zaman siz doğmadan önce nerede olabilir? Veya beden öldükten sonra, o kişinin aklı veya zihni nereye gider? Gördünüz mü, hayat bir rüya gibi. Aslında doğduğumuz zaman uykuya dalıyoruz, öldüğümüz zaman da uyanıyoruz. İkisinin arasında aklınız/zihniniz düşünüyor, hissediyor ve tıpkı bir rüyadaymış gibi geçici bir karakter olarak yaşıyor. Doğmak da, tıpkı bir aktörün bir sinema filmindeki geçici rolüne benziyor. Aynı aktör, farklı filmlerde farklı rollere giriyor, akıl veya zihin de farklı zamanlarda farklı bedenlere doğuyor.

Kişi öldüğü zaman ruhu/özü, gelmiş olduğu fiziksel olmayan boyuta geri dönüyor. Orada ruh, deneyimlemiş olduğu hayatı değerlendiriyor, sonraki deneyimde ne yapacağına karar veriyor, doğru zamanda doğru bedeni saptıyor ve yeniden doğuyor. İşte buna ‘(r)enkarnasyon’ denir. 

Bu, çocukların bilgisayar oyununa benzer, bakınırsınız, uygun gördüğünüz oyunu bulursunuz, biraz oynarsınız, oyun bitince farklı bir oyun oynamak üzere başka oyuna geçersiniz. Ama oynarken bile oyunun dışındasınızdır, çünkü oyunun karakterini kontrol eden aklınızın sadece bir kısmıdır. Aynı bunun gibi, fiziksel boyutta da olsak, varlığımızın büyük bir bölümü hala yüksek boyutta olup, bedenimizde sadece daha küçük bir bölümü bulunuyor. İşte bu küçük bölüm de, şu anda düşündüğünüz ve hissettiğiniz bölüm.
Bu durumda büyük bölüme ‘yüksek benlik’, küçük bölüme de ‘alt benlik’ diyelim. Yüksek benliğiniz, hayat denilen rüyanın dışında kalan, tamamen ‘uyanık’ olduğunuz bölümüz. Alt benliğiniz ise hayat denilen rüyadaki bölümüz. O halde (r)enkarnasyon, en basit anlatımla, yüksek benliğinizin farklı zamanlarda farklı bedenlere doğum yoluyla girdiği, ölüm yoluyla da çıktığı uzantısı oluyor. Bir benzetme yapacak olursak; çocukların oynadığı ‘Parmak kukla’larını bilirsiniz. Kuklalar bu hayattaki bizler oluyoruz, kuklanın içine sokulan parmak alt benliğimiz, el de yüksek benliğimiz. 

Neden, ‘öz’ veya ‘bilinç’ dediğimiz enerji veya ruhlar, bu hayata, bu dünyaya doğuyorlar? Buna, ne kadar çok insan varsa, bir o kadar da çok cevap vardır. Bazı ruhlar buraya, bulundukları boyutta deneyimleyemedikleri şeyleri yapmak, deneyimlemek, öğrenmek için geliyorlar. İnsanlar da kendi yapamadıkları şeyleri yapmak üzere bilgisayar oyunları oynayıp, sinema filmleri izlemiyorlar mı? 

Dünyada fiziksel bir bedende yaşamak zor zanaat. Hayat, tıpkı ağırlık kaldırmak veya zor bir konuda yapılan dayanıklılık yarışı gibi birşey. Yaşamanın keyfi ve zevkinin yanısıra öfke, korku ve üzüntü de var, ama bu negatif duygular oyunu heyecanlı ve özel kılıyor. Hayat, ruh açısından kas geliştirme sporu gibi, hayatta karşılaştığımız zorluklar da spiritual kaslarımızı geliştirmek için ağırlıklar. Tabii eğer onlarla baş edecek gücümüz varsa.

Bir ‘ruh’un/’öz’ün buraya gelme nedeni, diğerlerini ‘uyandırmak’ da olabilir. Bir üniversite öğrencisinin, kendisinin iyice öğrenmiş olduğu bilgileri oradaki öğrencilere öğretmek için liseye geri döndüğünü düşünün. Problem, doğarken kim olduğumuz ve nereden geldiğimize dair anılarımızın siliniyor olmasıdır. Yine, üniversite öğrencisinin liseden mezun olduğunu unutarak, oraya geri dönmesi benzetmesine gelelim. Konular ona garip bir şekilde aşina ve kolay gelir ve başkalarına yardım eder, ama yeniden lise öğrencisi olarak dikkati dağılır, odaklanamaz ve üniversitede ne öğrenmiş olduğunu bile unutup sınıfta çakabilir bile. 

İşte bunlar, yardımcı ruhların; dünyaya, bu fiziksel hayata enkarne oldukları zaman karşılaşacakları risklerdir. Fiziksel alemdeki hayatta asıl benliklerini o kadar unuturlar ki, içlerindeki yüksek bilgileri keşfedemez, başkalarına yardım için gerekli bilgileri, hatta buraya ne için geldiklerini bile hatırlayamazlar. Eğer evrenin sırlarını araştırıyor, başka insanlar hayatlarını ve kendilerini geliştirmek için yollar bulduklarını gördükçe mutlu oluyorsanız, belki siz de bir ‘yardımcı ruh’sunuzdur. Eğer öyleyse, kendinizin kim ve ne olduğunuz bilgisine aşinalık kazanmak ve yüksek realiteyi öğrenmek için düşünmeye ve okumaya zaman ayırmalısınız. 

Özünüzde bu gerçeği biliyorsunuz, ama unuttunuz. Hatırlamak çok zor, çünkü yüksek benliğinize oranla alt benliğiniz tamamen uykuda ve odaklanamıyor, bu nedenle derinlerde bildiğiniz şeyi sanki ilk defa öğrenecekmişsiniz gibi olacaktır. Eğer ‘gerçek’in bir kısmı zaten içinizde ise, zaten birazına vakıfsanız, öğrenmek daha hızlı ve heyecanlı bir duygu yaşatacaktır. Sonunda benliğinizin derinliğindekileri anladığınız zaman çok özel birşeyler hissedeceksiniz. Gerçeğin halkaları içiçedir. Özel bir konuyu öğrendiğinizde, ağzınızdan “Vaay, demek onun için böyleymiş!” gibi ünlemler çıkacaktır. İşte ‘gerçek’i öyle anlayacaksınız, sadece dikkat edin, akıl ve yüreğiniz birbirleriyle anlaşırsa sorun yok demektir.

Uyanış

Amaç, ‘gerçek’ ile ilgili genel bir bilgi sağlamak ve aynı şeyleri sizin de keşfetmeniz için bazı noktalara temas etmek. Benliğinizi tanımanız için üç güçlü teknik var. Bilgileri bir araya getirmek, bu bilgileri sindirmek ve meditasyon yapmak.

Bilgileri bir araya getirmek

Bu konuları okumak, izlemek ve dinlemek üzere, biraraya getirmek gerekir. Kendi deneyimlerinizi içeren gerçekleri ve dünyaya dair dikkatinizi çekmiş olan noktaları da ihmal etmeyin. Bu konuda kitaplar, websiteleri, dergiler okuyun, filmler, belgeseller izleyin ve sizin gibi düşünen ve hissedenlerle fikir alışverişi yapın.

Bilgileri sindirmek

İşin en güzel yanı, bilgileri sindirirken başlıyor. Yemeği sindiremezseniz size besleyici yararı olmaz değil mi? Aynı şey, sindirilememiş bilgi için de söz konusudur. Sindirmek; anlamaya çalışmak, bilmecenin parçalarını bir araya getirmek, sorular sormak, mümkün olan cevaplar vermek, fikirleri aklınızda dolaştırıp hangi taşın nereye oturduğunu bulmak, oturup düşünmektir. Sindirmek; aklınızda bir düşünce safarisine çıkmak, yeni bilgiler avlamaktır. Bunun en kolay yolu bir kalemle defterdir. Önce aklınızda olanları yazın, bir araya getirmiş olduğunuz ana noktaları düşünüp karar verin. Sonra beyin fırtınası şeklinde olasılıkları değerlendirin. Bunu yaptıkça, idrak ettiğiniz anahtar durumundaki bilgiler beyninizde ampuller gibi ışık saçacaktır. Bunlar önce birbirine kördüğüm olmuş düşünceler halinde belirecek ve bunları doğru olarak nasıl ifade edeceğinizi bilemeyeceksiniz. Bu belirtileri yazarak açıklamaları daha kolay yapabilirsiniz. Aslında olan şudur; kendinizi, zihninizin daha derin seviyelerinden, hatta bazen yüksek benliğinizden gelen mesajlara açıyorsunuzdur. Bu düşünceleri anlaşılabilir hale getirip doğru olup olmadığına karar vermek ise tamamen sizin işiniz... 

Meditasyon

Nefes, görsel, mantra(kutsal sözlerin tekrarlanması), ses ve zihnin boşaltılması gibi birçok meditasyon yöntemi vardır. Meditasyon, kişinin günlük hayatın streslerinden, endişelerinden ve sürekli olarak çevreyi tarayan zihninin gürültüsünden koparıp biraz huzur bulmasını ve manen arınmasını, içinizde oluşmuş olan düşünce ve duyguların tepkisiz bir şekilde salınmasını sağlar, dağılmış olan zihni toparlar. Meditasyondan yararlanmak için hiçbir din veya spiritüel anlayışa sahip olmak veya herhangi bir tekniğin kullanılması gerekmez. Ana amaç, düzenli olarak uygulama yapmaktır. Buna ‘zihnin arındırılması’ da denilebilir.

Tıbbi araştırmalar, günlük meditasyonun psikolojik yararlarını kanıtlamaktadır. Son zamanlarda tıp araştırmacıları, günlük meditasyonun, uygulayanlara sağladığı psikolojik yararları keşfediyorlar.

Meditasyonun sağlığa yararları
  1. Kalp sağlığı: Meditasyon sakinliğe teşvik eder, stresi kontrol altına alır. İngiltere’de yapılan bir araştırmanın raporuna göre kalp hastalıkları oranını yarıya indirmiş. Benzer bir sonuç da Güney California’daki bir tıp merkezinde alınmış. 
  2. Tansiyon: Yine yapılan araştırmalara göre meditasyon tansiyonu da regüle ediyor. 
  3. Strese karşı gelişmiş enerji seviyeleri sağlıyor: Genel sağlık, bağışıklık ve enerji seviyeleri meditasyon yoluyla yükseltilebiliyor. Stress hormonu üretilmesini azaltıyor. Kronik yorgunluklar, adrenalin yorgunluğu, bağışıklık sistemindeki zaaflar hep, aşırı ve gereksiz adrenalin ve kortizol salgılanmasından kaynaklanıyor.
  4. Zihin sağlığı: California Üniversitesi’nden bir çalışma, dağınık zihinler için meditasyonu öneriyor.
  5. Farkındalık ve yansıtma: Massachusetts ve Almanya’daki benzer çalışmalar, meditasyon yoluyla sağlanan öz güven duyguları ve huzur sayesinde, 8 hafta süren günlük meditasyon uygulamalarının beyinde olumlu gelişmeler sağlandığını gösteriyor. 
Son derece stresli bir zamanda yaşıyoruz. Bütün bunlara ‘meditasyon’ ile sağlıklı olabiliriz. Çok fazla TV izlemek size aptallaştırır ve birçok şeye kayıtsız kılar, oysa dünyanın çılgınlıklarına karşı, meditasyon yoluyla kazanmış olduğunuz tolerans duyguları ile başeder hale gelebilirsiniz. 

Bütün bu yararlar, spiritual farkındalığı da iyice arttırır, günlük meditasyonlarla, zaman içersinde kendi içsel varlığınızı hissedetmeye başlarsınız. 

Meditasyona sadece zihninizde kendi sağlığınız ile başlamak bile sizi içsel yolculuğunuza taşıyacaktır. ABD Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü’ne göre, varlığınızın Tanrı’ya olan yakınlığı çerçevesinde geliştireceğiniz sevgi sözleri, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterolü de düşürüyor, hatta diabete karşı bile koruyormuş. 

Meditasyonun bu kadar etkili olmasının nedeni, stresi azaltmak için öncelikli bir katalizör olmasıymış. Ancak hepimizin bildiği bir şey var, o da günlük medyada meditasyonu gözden düşürmek için yapılan abartılı, hatta komik denilebilecek görüntüler ve tavırlar. Bunlar kasıtlı olarak tamamen, bizim içsel varlığımıza, yani yüksek benliğimize ulaşmamızı engellemek için yapılmaktadır. Dolayısıyla meditasyona karşı çekimser bir tavır içine girmek yerine, bir kez olsun içtenlikle denemeye çalışın.

Yapacağınız şey, televizyona veya seyirci karşısına çıkmak değil ki! Evinizde, odanızda yalnız olduğunuz bir zaman, sandalyenizde otururken biraz gevşeyin, aklınızı TV’na, yemeğe, gezmeye veya işe değil, önce sağlığınıza, sonra da içsel varlığınıza yöneltin. 

Meditasyon birçok kültür tarafından kullanımış olan, Tanrı’ya bağlanma veya materyalistik dünyanın mücadelelerinden uzak, derin bir manevi bağ kurma yöntemidir. Kökleri Uzak Doğu’ya dayanır. 
Meditasyon, uyku veya uyuma da değildir. Hiçbir dinsel dogma veya inanç sistemi ile ilgisi yoktur. Kişisel ruh huzuru sağlamak için, günlük kısa uygulamalar bile yeterli olacaktır. Meditasyon, zihnini sakinleştirip odaklamaktır, böylelikle o anda kendinizin farkına varırsınız, enerjiniz yükselir, konsantre olma ve daha net düşünebilme imkanı sağlar. 

Normal olarak zihninizde rastgele düşünceler, konuşmalar, anılar olur, bütün gün kafanızdan atamamış olduğunuz şarkı sözleri ile iki kulağınızın arasında sanki çılgın bir sirk varmış gibi hissedersiniz. Tabii ki bu hiç iyi birşey değil, çünkü zihniniz o kaosta bir türlü dinlenemez. Bu tıpkı siz arabayı kullanmaya çalışırken, arabadaki diğer kişierin hoplayıp zıplayıp, bağırıp çağırmaları gibi birşey olur, yani tamamen yola odaklanamaz haldesinizdir. 

Meditasyonu nasıl yaparsınız: 

Meditasyonda önce sakin bir yer bulun, rahat bir yere oturun, gözlerinizi kapatın ve zihninizi zorlamalardan arındırın. Sakin sakin nefes alıp verişinizi dinleyin ve içinizden gelen bütün pozitif dilekleri sıralamaya başlayın ve dikkatinizi tek bir şeye odaklayın. Dikkatiniz dağılıyorsa, toparlayıp aynı şeye yeniden odaklayın. Bunu 5-30 dakika sürdürün. Uyku bastırıyorsa daha az rahat olan bir pozisyon bulun, mesela bu arkası dik bir sandalye olabilir. Mümkün olduğu kadar gevşemeye çalışın, ama uyku haline geçmeyin. 
Neye odaklanacağız? Birkaç öneri:
  1. Ayak parmaklarınızın ucundan başlayarak bedeninizin her bir küçük parçasını nasıl hissettiğinizi düşünerek sırayla başınıza kadar odaklanın. 
  2. İçinde bulunduğunuz odayı hisetmeye çalışın, sonar evi, komşu yerleri, gezegeni, uzayı. Kendinizi bütün evrenle sarmalanmış olarak hissedin.
  3. Bir başkasının zihnini izliyormuşsunuz gibi kendi düşüncelerinizi gözlemleyin.
  4. Zihninizi bütün dikkatinizle ‘burada’ ve ‘şimdi’ye odaklayın.
  5. Gözünüzün önüne capcanlı açmakta olan bir çiçek getirin, onun enerjisini hissedin.
  6. Barış, iyi niyet, neşe, sevgi, merhamet gibi pozitif duygulara odaklanın ve bu duyguları içinizde hissedin.

Meditasyon yaparken gündüz vakti rüyalarına, hipnotik translara veya bilinçsiz bir uykuya dalmamak için kesin bir şekilde farkındalık içersinde, gözünüz kapalı, ama uyanık olmanız gerekir. Amaç zihninize hükmetmek, içinizdeki ‘farkındalığı’ uyandırmaktır. Meditasyon uzun vadede, ‘yüksek’ ve ‘alt benlik’ler arasındaki bağlantıyı güçlendirmeye yardımcı olur. Bu sürdükçe, hiç beklemediğiniz bir anda, ama ancak sorumlulukla kullanmaya hazır iseniz, psişik güçlerinizi de aktive edebilir.

Eterik ve astral bedenler:

Beden fizikseldir, ama zihin veya akıl değildir. Zihninize dokunup ağırlığını ölçemezsiniz. Bu fiziksel olarak görünmeyen ‘zihin’ veya ‘akıl’ın fiziksel bir bedende çalışması için, arada bir çift katman vardır. Bu katmanlara ‘eterik beden’ ve ‘astral beden’ denir. Aynı bedeninizin şeklindedir ve bedeni etkileyecek kadar fiziksel olup, akıl veya zihin tarafından yönetilir. Normalde eterik ve astral bedenleri göremezsiniz, ama özel görüntü yöntemleri ile tespit edebilirsiniz. 

Eterik beden

Eterik beden, fiziksel bedeninizin hayalet gibi olan bir kopyasıdır. Biyolojik hücrelerinizin, büyüyen ve belirli bir şekilde hareket etmesini sağlayan bir enerji motifidir. Eterik bedeni, küçük metal parçalarını çeken bir mıknatıs gibi düşünün, işte bütün onları düzgün bir motif haline getiriyor. Aynı şeyi fiziksel bedeninizdeki hücrelere de yapıyor. Eterik beden olmasa, fiziksel bedeniniz çökerdi. Bir nedenle kolunu, bacağını veya bir uzvunu kaybetmiş olan insanlar onları orada sağlam gibi hissetmeye devam ederler, çünkü eterik kısım hala oradadır. Eterik fiziksel bedene geçmiş durumdadır, ama uyku sırasında biraz bedenin üstüne çıkar. Eterik bedeni meydana getiren enerji, yaşamgücü enerjisidir. Taze sebze ve meyvelerde bu çoktur, çünkü onlar canlıdır ve herkes taze iken yemenin daha sağlıklı olduğunu bilir, ama bilinmeyen şudur ki, pişirerek onların eterik yaşam gücünü yok ederiz. 

Astral beden/ruh

Eterik bedenden daha fiziksel, ama daha fazla titreşen ve gelişmiş olan ‘astral beden/ruh’ dur. O, eterik bedenin fiziksel bedene yaptığını yapar, yani eterik bedenin davranış ve şeklini etkiler. Astral beden, eterik bedenden farklı olarak, yaşam gücü enerjisi ile değil, duygusal ve yaratıcı enerji ile bağlantılıdır. Eterik bedenin yaptığı gibi, bedeninizdeki hücreleri hareket ettirmez de, duyguları harekete geçirir. Düzenli olarak sahip olduğunuz duygular, astral bedenin şeklini ve rengini tayin eder. Ancak astral beden akıla çok yakın olduğu için, görünüşü semboliktir. Örneğin öfkeli ve hırçın tipli bir insan, fiziksel bedeni normal görünse de, gerçekten öfkeli ve hırçın bir ifade taşır. Kısaca; 

Akıl/zihin/öz, astral bedeni,
Astral beden eterik bedeni, 
Eterik beden de fiziksel bedeni etkiler. 

Akıl/zihin, bu yolla bütün bedeni kontrol eder. Eğer sürekli olarak negatif düşünceler içersinde olursanız bu, astral bedeninizi etkiler, hep negatif duygularla dolarsınız, o eterik bedeni zayıflatır, sonunda fiziksel bedende hastalıklar oluşur. Sağlıklı kalmak için; stres, gereksiz negatif düşünceler ve kötü duygulardan uzak durmak gerekir. Bunu zaten hepimiz çok iyi biliyoruz da, ne kadar uygulayabiliyoruz.

Çocuklar, büyüklere oranla daha kolay hasta olurlar, çünkü fiziksel bağışıklık sistemleri, hastalıklarla savaşacak şekilde eğitilmemiştir ve eterik bedenleri daha yumuşak ve zayıftır. 
Taze meyve ve sebze yiyip, hayattaki güzel şeylere odaklanıp şükrederseniz, değiştiremedikleriniz için sürekli olarak kendinizi yemezseniz, yaşınız kaç olursa olsun hastalanma oranı çok düşer. 

Senkronisite/eşzamanlılık veya tesadüfler nedir?

Senkronisiteler rastgele olmaz. Dikkatinizi çeker. Rüyalar gibi mesaj da taşıyabilir. ‘Uyanma gerçeği’; büyük bir kollektif rüyada, size ait olan minicik bir dilimdir. Yüksek benliğinizden, ya da fiziksel gerçeğin dışından başka varlıklar tarafından gönderilir. Anlamları, ne zaman ve nasıl oluştuklarına bağlıdır. Bunlar yeni ve derin bir takım içgörüler olup, duygusal olarak yaşadığınız kişisel durumdan, saatler veya günler önce belirebilirler. Ortak noktaları, derinden ve birdenbire oluşan değişiminize gelen cevaptır. Yeni bir gerçeği algıladığınızda sizi tamamen değiştirir, spiritüel gelişim sağlar. Tıpkı acı ve stres verici bir deneyimden aldığınız ders gibidir. 

Ruhunuzdaki bu hızlı değişim, size şok etkisi yapıp o andaki realitenizi sarsabilir. Bu tıpkı elma ağacının sallanması gibidir. Realiteniz sarsılınca, senkronisiteler veya tesadüfler, elmaların düştüğü gibi düşmeye başlarlar. 

Bazıları ise işaret vermekten de öte, ilginç fırsatlar ve öneriler de getirebilir. Bunu senkronistik yapan ise, beklenmedik bir zamanda gelmesidir. Farklı kaynaklarda da gelebilirler. Örneğin sabah saatlerinde, tam siz, yaz için bir işe ihtiyacınız olduğunu düşünürken, aynı gün akşamüstü bir arkadaşınız arayıp sizin için uygun olan bir işten bahsedebilir. Senkronisiteler veya tesadüfler size yardım etmek için pozitif güçler tarafından gönderilirler. Bunlar, dikkatinizi veya ilginizi çekecek kadar güçlüdürler. Belirli bir seçim yapmanız için iteleyecekleri yerde, zaten seçmiş bulunduğunuz veya ihtiyacınız olan şeye bir cevap niteliğindedir. Rahatlarsınız, içgüdünüz veya mantığınız bu olanağın iyi göründüğünü düşünür. 

Ancak bütün senkronisiteler/tesadüfler pozitif değildir! Bazıları, negatif güçler tarafından sizi tehlikeli birşeylere çekmek için de yaratılmış olabilirler. ‘Suni senkronisitiler’/ artificial synchs, tam olarak yargılayamadığınız şeylere doğru baskılar. Uyarı işareti: “Pek de emin değilim, ama bu acaip bir durum, belki de öyle olması gerekiyor” şeklinde tezahür eder. Hayır, eğer içgüdünüz ve mantığınız birşeylerin eksik olduğunu gösteriyorsa, yemi yutmayın, fırsat ne kadar cazip görünürse görünsün!. Tereddüt varsa bekleyin...

Bazı negatif senkronlar da vardır, bunlar düğmeye bastırır ve herşeyi berbat eder. Bunlar kazalar, aksaklıklar, yanlış anlamalar ve garip bir şekilde oluşan problemler olup, karanlık tarafından yönetilmektedir. Ancak nagatif senkronlar herzaman negatif güçlerden kaynaklanmaz. Kişinin negatif tavır ve tutumu, karması veya yanlış ata oynaması da bunlara neden olabilir. Bunlara ılımlı ve olgun bir şekilde yaklaşıp, tekrarlamasını engellemek için ne kadar sıklıkta yer aldıklarına dikkat etmek gerekir. 
Özet olarak senkronisiteler, belirli bir amaç için oluşan tesadüf veya olası olaylardır. Türüne göre, geçireceğiniz değişiklik için feedback yapabilir. Belki daha iyiye, belki daha kötüye doğru değiştirebilir. Dikkatinizi, ‘izlemeye değer’ bir fırsata yönlendirebildiği gibi, tam tersi de olabilir. Bu suretle faaliyet halindeki doğanın gerçeğini hiper boyutta görürsünüz. Realiteniz, sizin yüksek bilincinize, pozitif veya negatif olarak cevap verir. Gerçeğin saklanmış olan yanını ne kadar çok görebilirseniz, birçok şeyin neden olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz.

Devam edecek
İkinci bölüm 19 Aralık Çarşamba günü yayınlanacak...
Kaynak: Montalk.net
Çeviri: WeUsAll

0 comments:

Yorum Gönder